Anne ve Çocuk

HAMİLELİK DÖNEMİNDE BESLENME

hamilelikte beslenme

Hayat anne karnında başlayan bir serüvendir. Çocuğunuzun hayata sağlıklı bir adım atması için çocuk sahibi olmaya karar verildiği andan itibaren vücudun hazırlanması gerekmektedir. Hamileliğin başlangıcından önce vücudun bu sürece hazırlanması, emzirme dönemini, doğum sonrası sağlığınızı, bebeğinizin belki de 100 yıl yaşayacağı ömrünün her bir noktasını etkileyecek değişimler sağlayabilir.

Tüm otoritelerce hamileliğe başlanmadan önce sigara, alkol ve diğer uyuşturucu maddelerin kullanımının durdurulması önerilmektedir.

Düşük doğum ağırlıklarının %20’si, erken doğumların %8’i ve anne karnında bebek ölümlerinin %5’i annenin hamile kalmaya yakın ve hamilelik sırasında sigara tüketimi gerçekleşmesiyle ilişkilendirilmektedir. Ayrıca sigara kullanımı yumurtalıkları doğrudan etkiler ve östrojen seviyelerini düşürür. Bu da hamile kalma ihtimalinizi oldukça düşürecektir. Literatür bilgileri hamile kalmaya karar vermeden en az 1 sene önce sigaranın bırakılması gerektiğini savunmaktadır.

Alkol doğrudan plasentaya ve fetüse geçiş yapabilen bir maddedir. Hamilelik sırasında alkol tüketimi tartışmalı bir konudur. Fakat her bireyin alkole verdiği tepki ve enzim mekanizmaları farklılık gösterebileceğinden, hamilelik sırasında alkol tüketimi riske atılabilecek bir konu değildir. Hamilelikten önceki süreçte ise sık alkol tüketimi kilo problemlerine neden olabilmektedir.

Birçok kadın ideal kilosunun üstündeyken hamileliğine başlamakta ve daha sonrasında kilo kaybetmek konusunda sorun yaşamaktadır. Bu noktada hamilelikten önce ideal kiloya ulaşmak oldukça önemlidir.

Bir diğer nokta ise hamilelik sırasında ve sonrasında ihtiyaç duyulacak vitamin ve minerallerin vücudunuzda yeterli olmasıdır. Örneğin; birçok otorite hamile kalma ihtimali bulunan tüm kadınların Folik Asit takviyesine başlaması gerektiğini söylemektedir.

Fiziksel aktivitenin artması da önemli olan bir başka konudur. Vücudun hamilelik sürecine hazırlanmasında fiziksel aktivitenin arttırılmasının çok önemli bir yeri vardır.

Yeni bir bireye hayat veren gelişmeler vücudunuzda gerçekleştiğinden vitamin ve mineral ihtiyaçlarınızda değişimler gözlemlenecektir. Özellikle Folik Asit ve Demir başta olmak üzere birçok makro ve mikro besin öğesinin diyette bulunduğundan emin olunmalıdır.

Hamilelik sürecinde sigara, alkol ve uyuşturucu etkisi olan maddelerin kullanımından kaçınılması gerekmektedir. Buna ek olarak bazı besinlerden ve içeceklerden de uzak durulması veya miktarların sınırlandırılması, düşük riskinin azaltılması ve çeşitli komplikasyonlar için oldukça önemlidir. Daha ayrıntılı bilgi için: Hamilelik ve Beslenme: Uzak Durulması Gerekenler makalemizi okuyabilirsiniz.

Hamilelik boyunca hormon aktiviteniz büyük değişiklikler göstermektedir. Ayrıca rahminiz genişlemeye başladığı için çevresindeki organları da etkilemektedir. Doğuma kadar süren bu sürecin her ayında farklı gelişmeler gözlemlenmektedir. Bulantı, reflü, kabızlık ve bunlara benzer birçok durum hamilelik sırasında ortaya çıkabilir. Birçoğunun önlenmesi ve belirtilerinin azaltılmasında beslenmenin büyük bir etkisi vardır.

Her kadının hamilelik serüveni birbirinden bağımsız özellikler gösterebilmektedir. Dolayısıyla konu fiziksel aktivite olduğunda, sağlığı tehdit eden bir durum olup olmadığı konusunda doktorunuza danışmanız gerekmektedir. Fakat hamilelik döneminde fiziksel olarak aktif olmak doğumu (özellikle normal doğumu) oldukça kolaylaştırmaktadır.

EMZİRME DÖNEMİNDE BESLENME

emzirme döneminde diyet

Hamilelik sürecinde emzirme için gereken enerjiyi yağ olarak depolayan vücut bu depoları kullanmaya başlar. Emzirme süreci birçok konuda annenin kafasında soru işaretleri uyandıran bir süreç olabilmektedir. En az hamileliğe hazırlık ve hamilelik dönemlerinde olduğu kadar emzirme döneminde de beslenme oldukça büyük bir önem taşımaktadır. Makro ve mikro besin öğelerine duyulan ihtiyaç değişim gösterir.

Normal doğum sonrasında vücut fonksiyonları bebeğin beslenmesi üzerine odaklı olacağından emzirme süreci daha kolay gelişecektir. Ayrıca annenin iyileşmesi daha kolay olabilmektedir. Bebeğin gazı olması ihtimali vardır fakat anne için böyle bir durum çoğu zaman söz konusu olmayacaktır. Sezaryen doğum sonrasında annenin iyileşme süreci daha uzundur ve gaz dolayısıyla problem yaşama riski hem anne hem de bebek için bulunmaktadır. Ayrıca sezaryen doğum sonrası sütün salgılanması biraz daha fazla vakit alabilmektedir. Bir diğer önemli fark ise normal doğum sırasında rahim kanalından geçen bebeğin bağırsak florası yararlı bakterilere kavuşurken, sezaryen doğumda bu etkileşim gözlemlenemeyebilir.

Özellikle medyanın da etkisiyle kadınlar artık hamilelik sırasında kilo artışını kabullenemez bir hale gelmişlerdir. Bu noktada doğum sonrası hızla kilo kaybetmek amacıyla sağlıklı olmayan yöntemlere başvurmaya eğilim gösterebilmektedirler. Hamilelik sonrası kilo kaybı kesinlikle hızlı olmamalıdır ve özellikle sağlıklı bir emzirme süreci için düşük kalorili diyetlerden kaçınılmalıdır.

İlk 6 ay boyunca bebeğin tek besin kaynağı mümkün olabildiğince anne sütü olmalıdır. Her bebek için kendi annesinin ürettiği süt özeldir ve onun ihtiyaçlarını karşılamak üzere hazırlanır. Bazı durumlarda anne sütüne ek olarak bebek mamalarına ihtiyaç duyulabilmektedir. Çevreden gelen birçok fikir de annenin bu konu üzerine daha fazla düşünmesine neden olabilmektedir. Anne sütünün dünya üzerindeki en değerli besinlerden biri olduğu ve bir damlasının bile bebeğiniz için hazine değeri taşıdığı unutulmamalıdır. Emzirme döneminde yaptığınız besin tercihleri hem sizin sağlığınızı koruyacaktır hem de süt emmek bebeğinizin ilk beslenme deneyimi olduğundan, gelecekteki alışkanlıklarını etkileyecektir

BEBEK BESLENMESİ (0-1 YAŞ)

Bebeklik dönemi de tıpkı yetişkinlik dönemi gibi bireysel olarak ihtiyaçlar konusunda farklılık göstermektedir. Büyüme ve gelişme döneminde vitamin ve mineral ihtiyaçları yaşa göre belirli standartlara sahip olsa da geriye kalan ihtiyaçlar için ince hesaplamalar yapılması gerekmektedir.

Tüm otoriteler özel bir durum olmadığı sürece ilk 6 ay yalnızca anne sütü kullanımını desteklemektedir. Fakat zaman zaman çeşitli sebeplerle anne sütü bebeğin büyüme ve gelişmesi için yeterli olmayabilmektedir. Bu noktada ek gıdaya başvurma süreci çok hassas yürütülmelidir. Ayrıca normal seyreden bir beslenme düzeninde bile 6. Ay ve sonrasında ek besinlere geçiş sağlanmalıdır. Bu geçişte hangi besine ne zaman başlanacağı, besinin ne kadar katı veya sıvı olacağı gibi konular oldukça önemlidir.

Bebekler besinlerin, tatlı, tuzlu veya ekşi olması, dokusunun pütürlü veya pürüzsüz olması gibi faktörlerden etkilenmektedir. Bu noktada en iyi yaklaşım, bebeğinizin yeterince beslendiğinden emin olduktan sonra yemeyi reddettiği besinleri de belirli aralıklarla tekrar denemesini sağlamaktır. Çoğu zaman bebeklerin tat tercihleri annelerinin hamilelik dönemindeki beslenme alışkanlıklarına göre şekillenmektedir.

ÇOCUK BESLENMESİ (1-10 YAŞ)

çocuklarda beslenme ve diyet

Çocukluk çağına gelmiş bireylerin artık belirli bir beslenme geçmişi ve alışkanlıkları bulunmaktadır. Bu sebeple besin tercihlerine rağmen yeterli ve dengeli beslenmelerini sağlamak, büyüme ve gelişmeleri için yeterli miktarda vitamin ve mineral aldıklarından emin olmak zor olabilmektedir.

Buradaki altın duruş, denemekten vazgeçmemektir. Çocuklar onların yeme davranışları için endişelendiğinizi fark ettikleri ilk anda bunu size karşı bir koz olarak kullanmaya çalışabilir. Bunun dışında çocuğunuzun çevresindeki bireylerin yeme davranışları da yemek seçimleri konusunda hayati bir etkiye sahiptir. Belirli bir zaman sonra çocuk artık ailenin sözünü asla dinlemez ve 1-3 yaş aralığında görülen “Süper Ego” da bu duruma katkıda bulunabilir.

Sosyal çevrenin çocuğun besin tercihleri üzerinde oldukça büyük bir etkisi bulunmaktadır. Zaman zaman yalnızca arkadaşı bir besini reddettiği için çocuğunuz da reddedebilir veya sevebilir. Farklı yaklaşımlar bu konuda size destek olacaktır.

Birçok anne çevresel faktörlerinde etkisiyle çocuğunun yeterince beslenmediğinden ve büyüyemeyeceğinden endişe duymaktadır. Çocuğunuzun olması gerektiği gibi bir büyüme-gelişme sürecinden geçtiğinden emin olmak için doğru yaklaşım bilimsel yöntemlere başvurmaktır.

ADÖLESAN BESLENMESİ (11-18 YAŞ)

adölesan beslenmesi ve diyet

Adölesan dönem vücudun yüksek miktarda enerji ve kalsiyum başta olmak üzere birçok vitamin ve minerale ihtiyaç duyduğu bir zaman dilimidir. Adölesanlar bir yandan kimlik kargaşası yaşarken, bir yandan da yetişkinlik dönemlerine en yakın vücut yapısına ulaşacak hale gelmektedirler.

Süper Ego’dan döneminden sonra çocuklarda beslenmenin duygu durumu değişikliklerinden en çok etkilendikleri zaman dilimi ergenlik dönemidir. Bu dönemde bireysel güzellik algısı gelişmeye başlar ve çocuğunuz bu algıya göre beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye çalışabilir. Bu da aile ve çocuk arasında içinden çıkılamaz bir karmaşaya neden olabilir. Benzer durumlarda bir uzmandan destek almak her zaman daha iyi sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.

Ülkemizde hem lise hem de üniversiteye kabul edilmek için farklı sınavlar uygulanmaktadır. Halihazırda stresli olan bu dönemlerde çocuğunuzun beslenme alışkanlıkları olumsuz etkilenebilir. Stres yetişkinlerde bile davranış değişikliklerine neden olan bir unsurdur. Ayrıca yeterli ve dengeli beslenme beyin fonksiyonlarının maksimum seviyelere ulaşmasını sağlamaktadır.

Günümüzde maalesef ergenlik dönemindeki çocuklar vakitlerinin çoğunu “screening time” olarak nitelendirilen zaman dilimlerini dönüştürmektedir. Bu sebeple fiziksel olarak aktif olmak yerine, televizyon, bilgisayar ve telefon karşısında geçirilen zaman dilimi artmaktadır. Çağımızın en büyük tehditlerinden biri olan obezitenin nedenlerinden biri de insanların günden güne hareketsizleşiyor olmasıdır. Adölesan dönem kas ve iskelet sistemi için oldukça önemli gelişmelerin olduğu bir dönem olduğundan fiziksel aktiviteyle desteklenmesi gerekmektedir. Ayrıca düzenli olarak bir sporla ilgilenmek çocuğunuzun daha disiplinli ve programlı bir hayat sürdürmesine yardımcı olacaktır.

AYRINTILI BİLGİ VE RANDEVU ALMAK İÇİN